bıraktığın izler tam karşımda dururken,
sana benden
üç kelime
altı hece
"ver elini
gitme!"
bir sümüklü böceğin ,
duvara yapışıp kalmayı özlemesi gibi özledim seni!
ve de balık kılçığı gibi gülümseyişini ahh,
beni benden alıp , kuzey kutbuna geri bırakıyor...
ben artık eski ben değilim.
nevresim takımı bakarken buldum kendimi,
içinde plastik doğrama geçen cümleler kurdum.
nasıl yemek pişireceğimin derdine düştüm.
pilav iyidir dedim;
önce pilavı öğrenmek lazım.
bilmezdim mercimeğin kilosunun dört doksan,
taze fasülyeninse altı lira olduğunu
eve çıkmadan önce.
daha linens'e girerken sezdim
bir pislik olduğunu;
lakin ben artık eski ben değilim,
sesimi çıkarmadım.
bir teyze gibi yaşayacaktım gerekirse,
aşçı, sinsi, romatizmalı.
gözünle gördüklerine inanmıyorsun da
parcalı bulutlu hafızana mı inaniyorsun?
geçmişi ait olduğu yerde bıraksaydın da
açacağımız yeni defterin sayfalarını koklasaydık
arı mayalı silgiler gibi, yeniden çocuk olsaydık
sensiz saatleri
tedavülden kaldırmaya karar verdim,
kalbim acıyor
unutmadım gözlerini
cehennemin fragmanlarını görüyorum,
sen yokken,
uyan melek...
beni görmek istiyorsan eğer
kafanı kaldır gökyüzüne,
ben damlıyorum gözlerine..
sonuna kadar açık penceremden içeri
yağmurdan kaçan tüm sivrisinekler girmişti
ama onlar ne bilirdi ki
yağmurdan kaçan doluya tutulur
deyimini
adeta doğrularcasına
likit sinek ilacını fişe taktığımı
sinekler:
artık national geographic te her ne kadar süper yön duyuları olduğu yönünde sık sık tasvir edilseler de
pencereden dışarı yollarını bulamayıp pıtır pıtır ölmekteydiler
ama içlerinden biri vardı
o kadar uzağa gitti
o kadar uzağa gitti ki,
bir daha geri dönemedi
bir de sen dönmedin
ve bir de sen gelmedin
gelmediğin her sene
bir yaş daha yaşlanıyorum..
çarşıda annesini kaybetmiş çocuk gibi
burkuldu yüreğim,
sigaradan,
son bir nefes daha alıp almama
kararsızlıgı gibi
son dakikaya bırakmıştım
yaşamayı
yavas yavas intihar
acelem yok
seninle gecen her dakika
2 gunden hesaplayinca
pek fazla kalmiyor geriye
daha fazla bakmak istiyorum gozlerine
ne kadar erken o kadar iyi
seninle gecen her an
nerden baksam
sen
neresinden bakarsan
sen!
fazla güzel olman gerekmez
kendini bana bırak
beni kendine.
bekliyorum...
belki bir adım kadar yakın
belki bir ömür uzakta
Kuşlar yem ararken,
birden,karın altında kaldılar;
sözcükler de öyle.
Biraz güneş,
aynası bir meleğin,
sonra inen sis,
ağaçlar ve
ilk kelimelerimi hatırlayamayacağım belki
ya da işittiğim ninnileri
ama ilk adımlarım
ilk sevgilim
ilk hayal kırıklığım
ilk kızgınlığım
hepsi mıh gibi aklımda
binlerce umut açacaktım oysa ben
şöyle uzun ve çileli
bir kaybediş olmalı benim ki
ve bu öyle uzun
öyle uzun ve lanet olası bir gece ki
bir cenaze gibi nemrut
bir ölüm gibi sessiz,
ve kasvetli;
ertesindeki çığlık gibi
işte artık ne varsa bir hüsrana dair
(ve) artık ne gülüşüm,
ne sükûnetim,
ne de bir deliden çalınmış gibi;
abartılı kinim,
hiçbiri artık hiçbir sessizliğimi
ne bozabilir hiçbir yerde ve zamanda
ne öldürebilir
diriltebilir ne de...
yine dönsen sevemem eskisi gibi seni,
artık seninle sensizliği karıştırdım.
bir gün seni seviyorum.
bir gün sensizliği..
önceleri itaat etmeyi reddederdim,
şimdi karşı koymaya gücüm yok.
artık iyi bir insan olmak için hiçbir niyetim yok.
sonunda benden olmamı istedikleri insana dönüştüm;
senin için ne bir damla gözyaşım
ne de zerre kadar merhametim yok, artık.
artık insanların insanlığından birşeyler beklemiyorum.
yok olmak istiyorum.
hayat boş, ama pollyanna çok iyi reklam yapıyor.
"aşk acı çekmektir. acı çekmemek için insan aşık olmamalı, ama aşık olmadığın için de acı çekersin. yani aşık olmak acı çekmektir. ama aşık olmamak da acı çekmektir. acı, acı çekmektir. aşık olunca mutlu olursun. acı çekince mutlu olursun ama acı çekmek insanı mutsuz da eder. bu durumda mutsuz olmak için insan sevmeli ya da çok fazla mutluluktan acı çekmeli..umarım beni anlıyorsundur..."
Woody Allen
sahte davrandın bana
en kötüsü de,
buna sevindiğini anladım
hayal kırıklığı yaşamamak için
hayal kurmadım
hayal kırıklığını hiç yaşamadım
çünkü ben hiç
yaşamadım...
çoğu zaman
hiçbir şey göründüğü gibi değildir
kimi zaman
göründüğü gibidir dünya
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür...
Nazım Hikmet Ran
umutlarım gibi kesildi mahallenin elektrikleri..
şehrin kapısında buldum kendimi,
bavulum elimde
boynumda rüzgârda savrulan bir hıncal uluç fuları
oyuncaklarım kalsın geri gelirim belki
söyleyecek bir sözüm olmadığından değil susmam
rüyalarımda bile kendim değilim artık
doğrularım yanlışmış meğer...
yüreklisin,
kime karşı?
akıllısın,
yararı kime?
gözetmezsin kendi çıkarını,
peki gözettiğin kimin ki?
dostluğuna diyecek yok ya,
dostların kimler?
bu kaçıncı sessizlik....
bu kaçıncı merhaba...
bir gün sana yine yollarda rastlasam,
birlikte kır kahvelerine gitsek,
yine konuşmasak.
artık bana kızma,hadi...
kara maskemizin arkasında,
silahlı sesimizin arkasında,
isimlendirilemeyen ismimizin arkasında,
gördüğünüzün arkasında, bizim arkamızda,
bizim arkamızda, biz siziz.
arkada, biz, sıradan, alışılmış kadın ve erkekleriz
her ırktan,
her renkten,
her dili konuşan,
her yerde yaşayan.
aynı unutulmuş kadın ve erkekler.
aynı dışlanmış,
aynı hor görülmüş,
aynı eziyet edilmiş insanlar
biz siziz.
arkamızda, siz bizsiniz.
maskelerimizin arkasındaki bütün dışlanmış kadınların yüzüdür,
bütün unutulmuş yerlilerin,
bütün eziyet görmüş homoseksüellerin,
bütün dövülmüş göçmenlerin,
bütün küçümsenen işçilerin,
bütün ihmal kurbanlarının,
bütün sıradan ve alışılmış kadın ve erkeklerin,
saymayanların,
görülmeyenlerin,
isimsizlerin,
yarını olmayanların yüzü....
subcomandante marcos
kremalı bisküvinin
kreması gibisin
bisküvileri ayırdığımda
hep diğer tarafta kalıyor
fazla olan kısım
peki sana
kremalı bisküvi dedik
ben ne olacağım
yumurtanın ipana ile
fırçalanmayan tarafı mı?
''her şeyin bir sebebi var''
dediğim zaman
''gerçekten bunun bir sebebi yok''
demelerinin de
bir sebebi olmuş olduğunu
anlamış bulunmaktayım
vakti gelince bu konuyu
seninle paylaşacağım...
04:33 aynı istikamet..yaktığım lambadan ötürü otobüste mıymıy edenler mevcut
dışarıdan bakınca
çok masum olduğunu
söylemeden geçemeyeceğim...
ya dünyanın
en güzel ilker diyen kızıydın
ya da dünyanın
en güzel kızıydın
yine de
masumluğu ispat edilene kadar
suçludur herkes...
istanbul yolunda saat 04:26 köroğlu istikameti
ve ben simdi
sendeki beni
bendeki sana kavusturuyorum
bu şehrin karanlık sokakları gibisin
neden her seferinde seni buldum sanırken
daha bir uzaklaştın?
benden kaçtın her seferinde
''sana çok kırıldım'' diyen sarhoşa
''neden''
demek gibi bana cevabın
ya da vermediğin cevabın...
bekliyorum seni
sessiz ama umutlu..
o gün geldiğinde
şartlar münâsip, katlim vâciptir benim
çok yukardan yuvarlanan
bir bozuk para gibiyim,
kimsenin eğilip almaya
tenezzül bile etmediği bir bozuk para.
yoldan geçerken üstüme basma sakın
beni farkedip cebine al
ezilmekten korkuyorum
cami önünde
incil satan haham sabrıyla,
seni beklemekteyim mütemadiyen
gel ve cebine al beni
düşündüm durdum
sana sen demek
bana ben demekten
daha zor
gel o halde
ikimizden bir biz yapalım
ve selam edelim
biz buradayız diye
yetmiyor kelimelerim
çok uzun zamandır
bir sarap açıyorum
arkadaşı da ezine peyniri
zaman doldu taştı
yapacak bir şey yok
gün umut günüdür
dilek gerçekleşirse
bir yer yeşil kalacak
dilek gerçekleşmezse
o yer kararacak
bir umut günü hediyem
kabul edersen, yeşilsin
izmaritleri yan komşunun bahçesine attım yine
sabaha açamaz gülleri kurumuş toprağın
kendi kendine de ölürdü nasılsa
diyerek vicdanımı rahatlatırken ben
bir nedenim daha olsaydı;
derken izmaritler söndü üzerinde taşların
aynı şemsiyede ıslanırcasına
oysa son bir sorum vardı sana
kendimi sana eklemek istemiştim sadece...
masaüstümdeki klasörler gibi dağınığım
gel beni topla demiyorum ama
zaten gelmezsin biliyorum
pi'yi dört alırsak düzeltiriz belki
aramızdaki eğikliği
33 maç 9 gol 21 asist..
anti-futbola karşı,kasaplığa karşı,medyaya karşı inadına:
-lincoooooooooooooooooln lincoooooooooooooooooooooooooooooooln
"benim adım harry kewell,
Galatasaraylı Kewell,
futbol hayatımda çok düştüm,
düşürüldüm...
bitti dediler,
ayağa kalkamaz,oynayamaz dediler...
Galatasaray'da yeniden doğdum,
arkadaşlığı mutluluğu buldum Galatasaray'da,
bir şeyi çok iyi öğrendim,
Galatasaraylı olmanın ne büyük bir ayrıcalık olduğunu..."
emindim...
kimse girmeyecekti artık içeri
yaramaz bir çocuk gibisin
zile basıp kaçan!
vazgeçtiğim anlarda buluyorsun beni
içeri girip çıkmaktasın devamlı
tam tutacağım elini
o kadar narin ki...
korkuyorsun
bırakıp gidiyorsun
düşüyorsun.
ayağa kalktığın vakit
gün gelir beni düşünürsen
unutma...
bana inanmamak kadar günah
daha yazılmadı kitaplarda
çimenler daha yeşildi
ışıklar daha parlak
gece uyumadan önce
her yer murphy yasalarına boğuldu
neşeliydim esasında
derin kederlere saplanmadan önce
sabah bir çok şarkı sözüne güldüm yine
sonra gökhan özen cıktı tv ye
korktum ağladım...
sevdim diyenler gördüm
bıyık altından güldüm
ki bıyığım da seyrektir hani
gözlerin bana kederli bir istanbul akşamını anımsatıyor
benim ise gözlerim üşüyor ama bu sefer soğuktan değil.
gözlerimin penceresini kapatıyorum hiç bir yararı olmasa da
uykuyla savaş verirken bir anda rüyalarda buluyorum kendimi
ama zamanla hepsi geçecek
zaman zaman yine zaman
delirdiğin anlar olacak...normal
sen uyandığında son bulacak hepsi
yeni uyanmış gülümserken belkide
teşekkür etme bana
ben rica ettim çoktan
ısrarcı olmak lazım bazen
konuşulmadan geçse de geceler
tekrar denemek lazım
son bir kez daha denemek
denemek ve yine denemek lazım
vazgeçmemek lazım
eğer anlam çıkartamıyorsan
bir türlü hayatın anlamsızlıklarından
kaçıp gitmeyeceksen boğulduğun yalnızlığından
vazgeçmemen lazım
sonunda hep aynı cevabı alacağını bilsen bile
keşke bir kez daha deneseydim
dememek için belki de...
ulaşılmaz bir kaygım yok
fakat zaman hep bekletir
tek bir beklentim var senden
bu bir belirsizlik
bunu çözene kadar sürdüreceğim
rüyadan uyandım
ama
tekrar görmek için uyuyacağım
...
yeter bana
bir kaç cümle,bir iki kelime
biraz virgül ve son nokta
o kadar.
şemsiyemi açıp yağmuru beklediğim gibi
beklemekteyim seni
söyle şimdi
yine geleceksin
hep aklımdaki gibi
sonra gelişlerin.
gelişlerin her zamanki gidişlerin gibi olacak.
bende bıraktığın gidişlerin gibi.
neden?
nedeni belli:
sendeki ben...